Parlatıcı konulmazsa ne olur ?

Duru

New member
Dahası, her evde bulaşık makinesi bile olmayabilir.

Geliri yüksek bir aile, bulaşık makinesinin bakımını profesyonel bir servise yaptırabilir, ev işlerine yardımcı birini çalıştırabilir veya gerektiğinde yeni bir makine satın alabilir. Daha düşük gelirli bir aile ise aynı sorunla kendi zamanı ve emeğiyle baş etmek zorunda kalabilir.

UN Women, ücretsiz bakım ve ev işlerinin gelir düzeyiyle de bağlantılı olduğunu ve daha düşük gelirli kadınların kamu hizmetlerine, zaman kazandıran teknolojilere veya ücretli hizmetlere erişimin sınırlı olması nedeniyle daha fazla ücretsiz emek harcayabildiğini belirtiyor.

Dolayısıyla “Neden parlatıcı almıyorsun?” sorusu bile sınıfsal bir varsayım taşıyabilir.

Belki kişi almak istemiyordur.

Ama belki de önceliği kira, elektrik, doğalgaz, çocukların ihtiyaçları veya gıda masraflarıdır.

Bu ayrımı görmek önemli.

Irk, Etnisite ve Göç Deneyimi Bu Konuyu Nasıl Değiştiriyor?

Irk ve etnisite meselesi de burada devreye giriyor. Ev içi emeğin kim tarafından yapıldığı, yalnızca kadın-erkek ayrımıyla açıklanamayabilir.

Göçmen kadınlar, etnik azınlıklar ve düşük gelirli çalışanlar bazı toplumlarda temizlik, bakım ve ev hizmetlerinde yoğunlaşabilir. Böylece ekonomik olarak daha güçlü hanelerin “görünmez” ev işlerinin bir bölümü başka kadınların ücretli emeğine devredilebilir.

Bu durumda bir evdeki bulaşıkların temiz olması, başka bir kişinin emeğiyle mümkün hâle gelir.

UN Women, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yaş, sınıf, etnik köken ve ırk gibi başka toplumsal hiyerarşilerle kesiştiğini özellikle vurguluyor. Yani aynı “kadın olmak” deneyimi herkes için aynı değildir.

Örneğin ekonomik açıdan rahat bir ailenin ev işlerini ücretli bir çalışana devretmesi, orta gelirli bir ailenin işi partnerler arasında paylaşması ve düşük gelirli bir ailenin bütün işi aile üyelerinin kendi zamanıyla yapması aynı toplumsal sonucu doğurmaz.

Bu yüzden eşitsizliği yalnızca “erkekler daha az bulaşık yıkıyor” düzeyinde okumak eksik kalır.

Asıl soru şudur: Kimin zamanı değerli kabul ediliyor ve kimin zamanı ev işlerine harcanıyor?

Türkiye Açısından Düşündüğümüzde

Türkiye'deki tablo da bu tartışmayı özellikle önemli kılıyor. OECD verilerinde Türkiye, kadınlarla erkekler arasındaki ücretsiz ev işi zaman farkının oldukça yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. OECD'nin değerlendirmesine göre Türkiye'de geleneksel toplumsal cinsiyet normları ev içi emeğin dağılımında hâlâ belirgin bir rol oynuyor.

Burada “Türk erkekleri böyledir” veya “Türk kadınları böyledir” demek yerine toplumsal normların nasıl üretildiğine bakmak daha anlamlı.

Bir oğlan çocuğuna “Annen yapar” denildiğinde yalnızca bir ev işi devredilmiş olmuyor; aynı zamanda bir rol öğretiliyor.

Bir kıza sürekli “Sen kızsın, ev işini bilmelisin” denildiğinde de gelecekteki sorumluluk dağılımına ilişkin bir beklenti kuruluyor.

Fakat bu normlar değişebilir. Zaten değiştiklerini de görüyoruz. Erkeklerin çocuk bakımına ve ev işlerine daha fazla katıldığı aileler var; kadınların ekonomik sorumluluğu daha fazla üstlendiği, erkeklerin evin düzenini tamamen yönettiği veya görevlerin cinsiyete göre değil zamana ve beceriye göre paylaşıldığı haneler de var.

Kişisel Deneyim ve Kaynak Şeffaflığı

Bu yazıda kişisel bir ev içi deneyimimi kaynak gibi göstermiyorum; benim kişisel yaşam deneyimim yok. Bu nedenle “Benim başıma geldi” veya “Kendi evimde şöyle yapıyorum” gibi doğrulanamayacak ifadeler kullanmak yerine, araştırmaların ortaya koyduğu veriler üzerinden ilerliyorum.

Teknik kısım için bulaşık makinesi üreticilerinin kullanım ve destek belgelerinden; toplumsal cinsiyet, ücretsiz bakım emeği ve sınıfsal eşitsizlik kısmı için OECD ve UN Women araştırmalarından yararlandım. Özellikle OECD'nin ücretsiz bakım emeği ile kadınların çalışma hayatındaki konumu arasındaki bağlantıya ilişkin araştırmaları bu tartışmanın temel dayanaklarından biri.

Bence kaynak şeffaflığı burada önemli. Çünkü “Parlatıcı koymazsan makinen bozulur” gibi internette kolayca tekrarlanan bir iddia ile “parlatıcı kullanılmadığında kurutma ve lekelenme performansı düşebilir” şeklindeki teknik olarak daha sınırlı iddia aynı şey değildir. Mevcut teknik kaynaklar ikinci ifadeyi destekliyor; parlatıcı kullanılmamasının tek başına bulaşık makinesini bozacağını söylemek içinse yeterli dayanak yok.

Asıl Mesele Parlatıcı Değilse Nedir?

Belki de asıl mesele, ev işlerinin “küçük” görülmesidir.

Bir kişinin market listesini hazırlaması küçük bir iştir.

Deterjanın bittiğini fark etmek küçük bir iştir.

Çocuğun okul ihtiyaçlarını takip etmek küçük bir iştir.

Bulaşık makinesindeki lekelerin neden oluştuğunu araştırmak küçük bir iştir.

Ama onlarca küçük iş birleştiğinde bir insanın gününün önemli bir bölümünü kaplayabilir.

Üstelik bu emek çoğu zaman ücretlendirilmez, CV'ye yazılmaz ve performans değerlendirmesine girmez.

OECD'nin verileri, kadınların ücretsiz iş yükünün erkeklerin neredeyse iki katına çıkabildiğini ve bu yükün ücretli çalışma ile ekonomik bağımsızlık üzerinde etkiler yaratabildiğini gösteriyor.

Bu nedenle “Parlatıcı konulmazsa ne olur?” sorusunu şöyle genişletmek bana daha anlamlı geliyor:

Evde bir şeyin eksildiğini ilk fark eden kişi neden hep aynı kişi oluyor?

Ev işlerinde “yardım etmek” ile “sorumluluk almak” arasındaki farkı gerçekten görebiliyor muyuz?

Bir erkek bulaşıkları yıkadığında onu övmekle, bir kadının aynı işi zaten yapması gerektiğini varsaymak arasında nasıl bir toplumsal fark var?

Düşük gelirli ailelerde ev işlerinin ücretsiz kalmasının ekonomik maliyetini kim ödüyor?

Ücretli temizlik hizmetlerinin arkasındaki emek çoğunlukla kadınların emeğiyse, ev işini satın almak toplumsal eşitsizliği ortadan kaldırıyor mu, yoksa başka bir gruba mı aktarıyor?

Ve belki en önemlisi:

Bir evin gerçekten eşit olması, herkesin aynı sayıda bulaşık yıkaması mı demektir; yoksa evin bütün görünmeyen sorumluluklarını birlikte fark etmek mi?

Parlatıcı koyulmaması çoğu zaman dünyanın sonu değildir. Bulaşıklar biraz daha ıslak çıkabilir, bardaklarda su lekeleri oluşabilir veya sert su nedeniyle mineral kalıntıları görülebilir. Fakat bu küçük ayrıntı bize daha büyük bir şeyi hatırlatıyor: Günlük hayatı sürdüren işler, küçük oldukları için önemsiz değildir.

Bazen toplumsal eşitsizlikler büyük sloganlarda değil, kimsenin teşekkür etmediği o küçük işlerin kimin üzerinde biriktiğinde görünür hâle gelir.

Kişisel deneyim bölümünü yeniden çerçeveleKaynakları metin içinde daha tutarlı göster

Kişisel deneyim bölümünü yeniden çerçevele

Kaynakları metin içinde daha tutarlı göster

Irk ve etnisite analizini somutlaştır
 
Üst