Duru
New member
Oğlu İbrahim vefat ettiğinde gözlerinden yaşlar geldiği ve onun için üzüldüğü rivayet edilir. Fakat bu üzüntü isyana dönüşmemiştir. Peygamber Efendimiz, kalbin üzülebileceğini ve gözlerin yaşarabileceğini, fakat Allah’ın razı olmayacağı sözlerin söylenmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu rivayet Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim’de yer almaktadır.
Bu çok güçlü bir mesajdır.
Çünkü burada bize “Üzülme” denmiyor.
“Acını inkâr et” denmiyor.
Aksine insanın kalbinin acı çekebileceği kabul ediliyor.
Fakat acının insanı Allah’a isyana sürüklememesi gerektiği öğretiliyor.
Meryem'in ölüm hakkındaki düşüncesi de buydu.
“İnsan bazen güçlü görünmek zorunda olduğunu düşünüyor,” dedi kardeşine. “Ama iman, hiç üzülmemek demek değil.”
Yusuf başını salladı.
“Belki de asıl güç, acıyı inkâr etmeden taşıyabilmek.”
6. Tarihin İçinden Bugüne Gelen Bir Mesaj
Medine toplumunda ölüm yalnızca bireysel bir mesele değildi.
Bir insan öldüğünde geride ailesi, borçları, çocukları, komşuları ve toplumsal sorumlulukları kalıyordu.
Bu nedenle Peygamber Efendimiz’in ölüm ve cenaze ile ilgili öğretilerine baktığımızda sadece “ölümden sonra ne olacak?” sorusunu değil, “yaşarken birbirimize karşı ne yapmalıyız?” sorusunu da görürüz.
Borç meselesinin İslam geleneğinde bu kadar önemsenmesi tesadüf değildir.
İnsan öldüğünde maddi sorumlulukları ortadan kaybolmaz; aksine geride kalanların hakkına dönüşebilir.
Yusuf bunu kendi hayatında anlamaya başlamıştı.
Ölüm hakkında düşünmek, onun için artık mezarlığa bakıp korkmak değildi.
Defterlerini düzeltmekti.
Haksız kazançtan uzak durmaktı.
Ailesiyle ilişkilerini onarmaktı.
Kırdığı insanların gönlünü almak için “yarın” dememekti.
Ve belki de en önemlisi, dünyadaki sahip olduklarının geçici olduğunu bilerek onları bir emanet gibi kullanmaktı.
7. “Yarın” Kelimesinin Tehlikesi
Yusuf'un hayatındaki en büyük değişikliklerden biri “yarın” kelimesiyle ilişkisini değiştirmesiydi.
Daha önce:
“Yarın giderim.”
“Yarın konuşurum.”
“Yarın yardım ederim.”
“Yarın özür dilerim.”
derdi.
Şimdi ise her “yarın” dediğinde ölümün insana garanti edilmiş bir yarın vermediğini hatırlıyordu.
Bu, hayatı korkuyla yaşamasına neden olmadı.
Tam tersine, daha dikkatli yaşamasını sağladı.
İşini yine yaptı.
Ticaretine devam etti.
Ailesiyle ilgilendi.
Planlar kurdu.
Çünkü ölüm bilinci, hayatı terk etmek değil; hayatın sorumluluğunu daha ciddiye almaktı.
Burada erkek ve kadın karakterlerin yaklaşımı da ilginç bir noktaya ulaşıyordu.
Yusuf çözüm üretiyor, hesap yapıyor, tedbir alıyordu.
Meryem ise ilişkilerin ve duyguların ihmal edilmemesini sağlıyordu.
Fakat zamanla ikisi de birbirinden öğrenmeye başladı.
Yusuf, sadece sorun çözmenin yetmediğini anladı.
Meryem ise bazen sadece konuşmanın değil, somut adım atmanın da gerektiğini gördü.
Birlikte aile bütçesini düzenlediler.
Borçlarını planladılar.
Yaşlı annelerinin ihtiyaçlarını organize ettiler.
Akrabalar arasındaki kırgınlıkları gidermeye çalıştılar.
Yani ölüm düşüncesi onları hayattan koparmadı.
Onları hayata daha fazla bağladı.
8. Peygamber Efendimiz’in Ölüm Hakkındaki Sözlerinin Özeti
Peygamber Efendimiz’in ölümle ilgili hadislerine birlikte bakıldığında birkaç temel mesaj öne çıkar:
Ölümü hatırlamak insanı gafletten uyandırır.
Dünyaya tamamen bağlanmamak gerekir.
Hayat geçicidir; fakat insanın yaptığı iyiliklerin değeri geçici olmak zorunda değildir.
Ölüm karşısında üzülmek insanîdir.
Asıl mesele, acı ve korku içinde Allah’a karşı tutumu koruyabilmektir.
İnsan ölümün zamanını bilmediği için iyiliği ertelememelidir.
Ve dünya hayatı, ahiret sorumluluğundan bağımsız düşünülmemelidir.
Kur’an-ı Kerîm’de de ölümün kaçınılmazlığı açık biçimde ifade edilir: “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/185)
Bu ayet, insanı yalnızca korkutmak için değil, hayatın gerçekliğini hatırlatmak için de okunabilir.
Çünkü ölüm varsa zaman değerlidir.
Zaman değerliyse davranışlarımızın anlamı vardır.
9. Hikâyenin Sonunda Asıl Soru
Aradan yıllar geçti.
Yusuf yaşlandı.
Bir gün dükkânının önünde otururken genç bir çocuk ona sordu:
“Amca, ölümden korkuyor musun?”
Yusuf uzun süre cevap vermedi.
Sonra gülümsedi.
“Bazen.”
Çocuk şaşırdı.
“Sen yaşlısın. Artık alışmış olman gerekmiyor mu?”
Yusuf başını salladı.
“İnsan ölüme alışmıyor. Fakat onunla ilgili düşünmeyi öğreniyor.”
“Nasıl?”
Yusuf çocuğun gözlerine baktı.
“Ölümü sadece son olarak görürsen korkarsın. Fakat ölümün sana bugün nasıl yaşayacağını da öğrettiğini fark edersen değişirsin.”
Çocuk:
“Ne öğretiyor?”
Yusuf:
“Sevdiğin insanı ihmal etme.”
Bir süre sustu.
“Haksızlık yaptıysan düzelt.”
Sonra ellerine baktı.
“İyiliği erteleme.”
“Ve dünyada sonsuza kadar kalacakmış gibi sahip olduklarına bağlanma.”
Çocuk sessizce onu dinledi.
Yusuf son olarak şunu söyledi:
“Çünkü insanın elinde olan, ölümün ne zaman geleceği değil; ölüm gelene kadar nasıl yaşayacağıdır.”
10. Son Söz: Ölümü Hatırlamak Hayatı Karanlıklaştırır mı?
Bence Peygamber Efendimiz’in ölüm hakkındaki sözlerinin en dikkat çekici tarafı burada ortaya çıkıyor.
Ölümü hatırlamak, hayatı karartmak için değil; hayatı ciddiye almak için.
İnsan ölümün geleceğini bildiğinde ailesine daha dikkatli bakabilir.
Bir dostuyla konuşurken kelimelerini daha fazla tartabilir.
Kul hakkını daha ciddi düşünebilir.
Dünyanın nimetlerinden yararlanırken onların kalıcı olmadığını hatırlayabilir.
Ve belki de yıllardır ertelediği bir özrü bugün dile getirebilir.
Ölümün bize verdiği en büyük derslerden biri şu olabilir:
Hayatın kısa olması, onu anlamsız yapmaz. Tam tersine, her anı daha sorumlu ve daha kıymetli hâle getirir.
Bu yüzden “Peygamber Efendimiz ölüm hakkında ne demiş?” sorusunun cevabı yalnızca birkaç hadis cümlesinden ibaret değildir.
Asıl soru belki şudur:
Ölümü hatırladığımızda hayatımızda ne değişiyor?
Daha mı çok korkuyoruz?
Yoksa daha mı adil oluyoruz?
Sevdiklerimize daha mı fazla zaman ayırıyoruz?
Kul hakkından daha mı çok sakınıyoruz?
İyilikleri “yarın”a bırakmamayı öğreniyor muyuz?
Belki de Peygamber Efendimiz’in ölüm hakkındaki öğütlerini anlamanın en güzel yolu, ölümden ne zaman öleceğimizi öğrenmeye çalışmak değil; ölmeden önce nasıl yaşamamız gerektiğini düşünmektir.
Ve belki bu gece kendimize sorabileceğimiz en sade soru şudur:
“Eğer hayatımın sınırlı olduğunu gerçekten bilseydim, bugün neyi farklı yapardım?”
Bu sorunun cevabı, ölüm hakkında bildiklerimizden çok, hayata nasıl baktığımızı gösterebilir.
Hikâyedeki toplumsal bağlamı daha görünür kılalım
Hikâyedeki toplumsal bağlamı daha görünür kılalım
Tekrarlanan mesajları sıkılaştırıp akışı hızlandıralım
Girişi daha samimi ve forumluk yapalım
Bu çok güçlü bir mesajdır.
Çünkü burada bize “Üzülme” denmiyor.
“Acını inkâr et” denmiyor.
Aksine insanın kalbinin acı çekebileceği kabul ediliyor.
Fakat acının insanı Allah’a isyana sürüklememesi gerektiği öğretiliyor.
Meryem'in ölüm hakkındaki düşüncesi de buydu.
“İnsan bazen güçlü görünmek zorunda olduğunu düşünüyor,” dedi kardeşine. “Ama iman, hiç üzülmemek demek değil.”
Yusuf başını salladı.
“Belki de asıl güç, acıyı inkâr etmeden taşıyabilmek.”
6. Tarihin İçinden Bugüne Gelen Bir Mesaj
Medine toplumunda ölüm yalnızca bireysel bir mesele değildi.
Bir insan öldüğünde geride ailesi, borçları, çocukları, komşuları ve toplumsal sorumlulukları kalıyordu.
Bu nedenle Peygamber Efendimiz’in ölüm ve cenaze ile ilgili öğretilerine baktığımızda sadece “ölümden sonra ne olacak?” sorusunu değil, “yaşarken birbirimize karşı ne yapmalıyız?” sorusunu da görürüz.
Borç meselesinin İslam geleneğinde bu kadar önemsenmesi tesadüf değildir.
İnsan öldüğünde maddi sorumlulukları ortadan kaybolmaz; aksine geride kalanların hakkına dönüşebilir.
Yusuf bunu kendi hayatında anlamaya başlamıştı.
Ölüm hakkında düşünmek, onun için artık mezarlığa bakıp korkmak değildi.
Defterlerini düzeltmekti.
Haksız kazançtan uzak durmaktı.
Ailesiyle ilişkilerini onarmaktı.
Kırdığı insanların gönlünü almak için “yarın” dememekti.
Ve belki de en önemlisi, dünyadaki sahip olduklarının geçici olduğunu bilerek onları bir emanet gibi kullanmaktı.
7. “Yarın” Kelimesinin Tehlikesi
Yusuf'un hayatındaki en büyük değişikliklerden biri “yarın” kelimesiyle ilişkisini değiştirmesiydi.
Daha önce:
“Yarın giderim.”
“Yarın konuşurum.”
“Yarın yardım ederim.”
“Yarın özür dilerim.”
derdi.
Şimdi ise her “yarın” dediğinde ölümün insana garanti edilmiş bir yarın vermediğini hatırlıyordu.
Bu, hayatı korkuyla yaşamasına neden olmadı.
Tam tersine, daha dikkatli yaşamasını sağladı.
İşini yine yaptı.
Ticaretine devam etti.
Ailesiyle ilgilendi.
Planlar kurdu.
Çünkü ölüm bilinci, hayatı terk etmek değil; hayatın sorumluluğunu daha ciddiye almaktı.
Burada erkek ve kadın karakterlerin yaklaşımı da ilginç bir noktaya ulaşıyordu.
Yusuf çözüm üretiyor, hesap yapıyor, tedbir alıyordu.
Meryem ise ilişkilerin ve duyguların ihmal edilmemesini sağlıyordu.
Fakat zamanla ikisi de birbirinden öğrenmeye başladı.
Yusuf, sadece sorun çözmenin yetmediğini anladı.
Meryem ise bazen sadece konuşmanın değil, somut adım atmanın da gerektiğini gördü.
Birlikte aile bütçesini düzenlediler.
Borçlarını planladılar.
Yaşlı annelerinin ihtiyaçlarını organize ettiler.
Akrabalar arasındaki kırgınlıkları gidermeye çalıştılar.
Yani ölüm düşüncesi onları hayattan koparmadı.
Onları hayata daha fazla bağladı.
8. Peygamber Efendimiz’in Ölüm Hakkındaki Sözlerinin Özeti
Peygamber Efendimiz’in ölümle ilgili hadislerine birlikte bakıldığında birkaç temel mesaj öne çıkar:
Ölümü hatırlamak insanı gafletten uyandırır.
Dünyaya tamamen bağlanmamak gerekir.
Hayat geçicidir; fakat insanın yaptığı iyiliklerin değeri geçici olmak zorunda değildir.
Ölüm karşısında üzülmek insanîdir.
Asıl mesele, acı ve korku içinde Allah’a karşı tutumu koruyabilmektir.
İnsan ölümün zamanını bilmediği için iyiliği ertelememelidir.
Ve dünya hayatı, ahiret sorumluluğundan bağımsız düşünülmemelidir.
Kur’an-ı Kerîm’de de ölümün kaçınılmazlığı açık biçimde ifade edilir: “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/185)
Bu ayet, insanı yalnızca korkutmak için değil, hayatın gerçekliğini hatırlatmak için de okunabilir.
Çünkü ölüm varsa zaman değerlidir.
Zaman değerliyse davranışlarımızın anlamı vardır.
9. Hikâyenin Sonunda Asıl Soru
Aradan yıllar geçti.
Yusuf yaşlandı.
Bir gün dükkânının önünde otururken genç bir çocuk ona sordu:
“Amca, ölümden korkuyor musun?”
Yusuf uzun süre cevap vermedi.
Sonra gülümsedi.
“Bazen.”
Çocuk şaşırdı.
“Sen yaşlısın. Artık alışmış olman gerekmiyor mu?”
Yusuf başını salladı.
“İnsan ölüme alışmıyor. Fakat onunla ilgili düşünmeyi öğreniyor.”
“Nasıl?”
Yusuf çocuğun gözlerine baktı.
“Ölümü sadece son olarak görürsen korkarsın. Fakat ölümün sana bugün nasıl yaşayacağını da öğrettiğini fark edersen değişirsin.”
Çocuk:
“Ne öğretiyor?”
Yusuf:
“Sevdiğin insanı ihmal etme.”
Bir süre sustu.
“Haksızlık yaptıysan düzelt.”
Sonra ellerine baktı.
“İyiliği erteleme.”
“Ve dünyada sonsuza kadar kalacakmış gibi sahip olduklarına bağlanma.”
Çocuk sessizce onu dinledi.
Yusuf son olarak şunu söyledi:
“Çünkü insanın elinde olan, ölümün ne zaman geleceği değil; ölüm gelene kadar nasıl yaşayacağıdır.”
10. Son Söz: Ölümü Hatırlamak Hayatı Karanlıklaştırır mı?
Bence Peygamber Efendimiz’in ölüm hakkındaki sözlerinin en dikkat çekici tarafı burada ortaya çıkıyor.
Ölümü hatırlamak, hayatı karartmak için değil; hayatı ciddiye almak için.
İnsan ölümün geleceğini bildiğinde ailesine daha dikkatli bakabilir.
Bir dostuyla konuşurken kelimelerini daha fazla tartabilir.
Kul hakkını daha ciddi düşünebilir.
Dünyanın nimetlerinden yararlanırken onların kalıcı olmadığını hatırlayabilir.
Ve belki de yıllardır ertelediği bir özrü bugün dile getirebilir.
Ölümün bize verdiği en büyük derslerden biri şu olabilir:
Hayatın kısa olması, onu anlamsız yapmaz. Tam tersine, her anı daha sorumlu ve daha kıymetli hâle getirir.
Bu yüzden “Peygamber Efendimiz ölüm hakkında ne demiş?” sorusunun cevabı yalnızca birkaç hadis cümlesinden ibaret değildir.
Asıl soru belki şudur:
Ölümü hatırladığımızda hayatımızda ne değişiyor?
Daha mı çok korkuyoruz?
Yoksa daha mı adil oluyoruz?
Sevdiklerimize daha mı fazla zaman ayırıyoruz?
Kul hakkından daha mı çok sakınıyoruz?
İyilikleri “yarın”a bırakmamayı öğreniyor muyuz?
Belki de Peygamber Efendimiz’in ölüm hakkındaki öğütlerini anlamanın en güzel yolu, ölümden ne zaman öleceğimizi öğrenmeye çalışmak değil; ölmeden önce nasıl yaşamamız gerektiğini düşünmektir.
Ve belki bu gece kendimize sorabileceğimiz en sade soru şudur:
“Eğer hayatımın sınırlı olduğunu gerçekten bilseydim, bugün neyi farklı yapardım?”
Bu sorunun cevabı, ölüm hakkında bildiklerimizden çok, hayata nasıl baktığımızı gösterebilir.
Hikâyedeki toplumsal bağlamı daha görünür kılalım
Hikâyedeki toplumsal bağlamı daha görünür kılalım
Tekrarlanan mesajları sıkılaştırıp akışı hızlandıralım
Girişi daha samimi ve forumluk yapalım